|
Bilindiği üzere 6
Şubat 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5084 sayılı Kanunla, 3218
sayılı Serbest Bölgeler Kanununun 6’ncı maddesinde yer alan, bu
bölgelerde vergi, resim, harç mevzuatının uygulanmayacağına dair
hüküm kaldırılmıştır. Türkiye’deki gerçek ve tüzel kişilerin bu
bölgelerde elde ettiği kazançlara ilişkin muafiyette bu değişiklikle
kaldırılmıştır.
5084 sayılı Kanunla
Serbest Bölgeler Kanununa eklenen geçici 3. madde uyarınca 6
Şubat 2004 tarihi itibariyle ruhsat sahibi mükelleflerin;
-
Bu bölgelerde
gerçekleştirdikleri faaliyetleri dolayısıyla elde ettikleri
kazançları, faaliyet ruhsatlarında belirtilen süre ile
sınırlı olmak üzere gelir veya kurumlar vergisinden müstesna
tutulmuştur. (Bu kazançların dağıtımında Gelir Vergisi
Kanununun 94'üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı
bendinin (b) alt bendi kapsamında kar payından stopaj
yapılacaktır.)
-
Bu bölgelerde
istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler 31.12.2008
tarihine kadar gelir vergisinden müstesnadır. (Ruhsatlarında
belirtilen süre 31.12.2008 tarihinden daha önceki bir tarihte
sona eriyorsa, istisna uygulamasında ruhsatta yer alan sürenin
bitiş tarihi dikkate alınır.)
-
Bu bölgelerde
gerçekleştirdikleri faaliyetleri ile ilgili olarak yaptıkları
işlemler 31.12.2008 tarihine kadar her türlü vergi, resim
ve harçtan müstesnadır.
Ruhsatlarını 6 Şubat
2004 tarihinden önce veya sonra almış gelir veya kurumlar vergisi
mükelleflerinin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından
elde ettikleri kazançlar ise Avrupa Birliğine tam üyeliğin
gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergileme döneminin sonuna kadar
gelir veya kurumlar vergisinden müstesnadır. (Bu kazançların
dağıtımında Gelir Vergisi Kanununun 94'üncü maddesinin birinci
fıkrasının (6) numaralı bendinin (b) alt bendi kapsamında kar
payından stopaj yapılacaktır.)
Maliye Bakanlığı’nın
4 Eylül 2004 tarihinde yayınladığı 85 nolu Kurumlar Vergisi Genel
Tebliğinde, yukarıda sözü edilen mükellefler tarafından elde edilen
istisna kazançların kapsamı belirtilirken, istisnanın serbest
bölgelerde yürütülen faaliyetlerden elde edilen kazançlara ilişkin
olduğundan, serbest bölgelerde elde edilmiş olsa dahi faiz, repo ve
benzeri faaliyet dışı gelirlere teşmil edilebilmesinin mümkün
olmadığı ifade edilmiştir. Bununla birlikte, serbest bölgelerde
yürütülen faaliyetlerden doğan alacaklara ilişkin kur farkı ve vade
farkı gelirlerinin istisna kapsamında değerlendirileceği
açıklanmıştır.
Tebliğdeki bu
düzenlemeden, hangi gelirin serbest bölge faaliyetlerinden elde
edildiği, hangi gelirin serbest bölge faaliyetlerinden elde
edilmediğinin ayrımını yapmak oldukça güçtür. Anlaşıldığı kadarıyla,
sadece esas faaliyet kapsamında yapılan satışlar ve bu satışlardan
doğan vade farkı ve kur farkı gelirleri istisnaya tabi kazancın bir
unsuru olacak, bu faaliyetlerden doğan nakdin değerlendirilmesi
sonucunda elde edilen repo ve faiz gelirleri istisna konusu kazancın
kapsamına girmeyecektir. Bu açıdan bakıldığında, örneğin serbest
bölge şirketinin iştirak ettiği kurumlara ait hisselerin satışından
elde ettiği kazancın serbest bölgede yürütülen faaliyetlerden elde
edilen kazanç olarak değerlendirilmemesi söz konusu olabilecektir.
Aynı bakış açısıyla, maddi duran varlık satışından elde edilen gelir
istisna kapsamına girmediği için, bu varlığın iktisabı için
kullanılan kredilere ilişkin finansman giderlerinin, satıldığı yılda
ve izleyen yıllarda istisnaya tabi olmayan kazançtan düşülmesi
gerekir. Bu varlığın satışı dolayısıyla alınan senetlerin reeskonta
tabi tutulması sonucunda doğan reeskont faiz giderinin de istisnaya
tabi olmayan kazançtan düşülmesi gerekir. Veya bu varlığın
iktisabında borçlanılan tutarlar için verilen senetlerin reeskonta
tabi tutulması dolayısıyla doğan reeskont faiz gelirinin de
istisnaya tabi olmaması gerekir. Tartışmaya ve farklı yorumlara açık
bu tür konuların sayısı, Tebliğdeki imalatçı şirketler için yapılan
diğer açıklamaları da dikkate alırsak oldukça fazladır. İstisna
uygulamalarını fiskal kaygılarla bu kadar karışık hale getirmenin
doğru olmadığını ve serbest bölgede faaliyet yürüten şirketlerin her
türlü kazancının istisnaya tabi olması gerektiğini düşünüyoruz.
Aynı konu
çerçevesinde, serbest bölgede merkez veya şube şeklinde faaliyet
gösteren şirketlerin hemen çoğunun muhasebe kayıtlarında
rastlanabilecek ortaklar cari hesabına ve dönem sonlarında bu
hesaplara yürütülmesi gereken faizlere dikkat çekmek istiyoruz.
Gelir idaresinin yukarıda açıkladığımız bakış açısına göre bu
hesaplara tahakkuk ettirilen faiz gelirlerinin istisnaya tabi
olmaması gerekir. Bu nedenle tahakkuk ettirilen tutarların kurumlar
vergisi beyannamesinde matraha eklenmesinde fayda vardır. İstenirse
beyanname ihtirazi kayıtla verilip dava açma yolu da seçilebilir.
Konunun benzerliği
açısından, Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun verdiği
bir karara değinmek istiyoruz. Bilindiği üzere, 4325 sayılı Kanunla
1.1.1998-31.12.2000 tarihleri arasında Olağanüstü Hal Bölgelerindeki
illerde istisna uygulaması yapılmıştır. Münhasıran bu illerdeki
işyerlerinden elde edilen kazançlar gelir ve kurumlar vergisinden
istisna edilmiştir. Uyuşmazlık konusu olayda, olağanüstü hal
bölgesinde elde edilen mevduat faizi ve repo gelirinin 4325 sayılı
Kanun kapsamındaki istisnaya tabi olmadığı gerekçesiyle tarhiyat
yapılmış, bu tarhiyata karşı açılan davada, Danıştay Dava Daireleri
Genel Kurulu 17.06.2005 gün ve E.2005/69, K.2005/171 sayılı
kararında, faiz ve repo gelirlerinin şirketin elde ettiği kurum
kazancının içinde yer aldığı gerekçesiyle, 4325 sayılı yasa
kapsamında kurumlar vergisinden istisna olduğu kararını vermiştir.
(Oluş Sirküler XI/280)
Serbest Bölgeler
Kanununa eklenen geçici 3. maddede yer alan
bu
bölgelerde gerçekleştirdikleri faaliyetleri dolayısıyla elde
ettikleri kazançlar
ifadesi ile 4325
sayılı Kanunun 3/a maddesinde yer alan münhasıran bu illerdeki
işyerlerinden elde edilen kazançlar ifadesinin aynı anlamı
taşıdığını, Danıştay Dava Daireleri Genel Kurul Kararındaki
gerekçenin serbest bölgelerde elde edilen repo, mevduat faizi ve
benzeri olağandışı gelirler için de geçerli olduğunu düşünüyoruz. |