1. Mali
Kâr/Zarar - Ticari Kâr Zarar Nedir?
Kurumlar
Vergi kanununda kurumların bütün gelirleri ve giderleri ticari
faaliyet olarak kabul edilmekte, ticari faaliyet içinde bütün
olarak değerlendirilmekte ve hesap dönemi sonunda kâr veya zarar
oluşmaktadır. Dolayısıyla tüm gelir unsurlarına ilişkin gelirler
ve giderler kâr veya zarar tespitinde toplama dahil
edilmektedir. Tüm faaliyet sonucu oluşan kâr vergilenmekte,
zarar ise kanunun 9 ncu maddesinde belirtildiği üzere sonraki
yıl gelirlerinden mahsup edilmek üzere devredilmektedir.
Bahsedilen
kâr veya zararları iki türlü algılamak gerekiyor. Kanunda yer
alan ve tamamıyla vergi matrahı tespiti ile ilgili olan
mali kâr veya mali zarar kavramlarıdır. Oysaki
işletmelerin tüm gelir ve giderleri ticari faaliyet gereği
olarak ortaya çıkmakta ve kâr-zarar ticari olarak
oluşmaktadır. Yani kurumu ilgilendiren kâr gerçek anlamda ticari
kâr veya ticari zarardır. Dolayısıyla kâr veya zararı;
-
Kurumlar
için, tüm hasılat ve gider kalemlerinin dikkate alındığı
ticari kâr veya ticari zarar olarak,
-
Vergi
idaresi için, indirim ve istisnalar ile kabul edilmeyen
giderlerin dikkate alındığı mali kâr veya mali zarar
olarak dikkate almak gerekir.
2. Kurumların
Mali Zararları Nasıl Mahsup Edilecektir?
Kanundaki
ifadesi ile kurumların ticari faaliyetlerinden doğan zararları
belli şartlarla sonraki dönemlerde doğan kazançlardan
indirilebilmektedir. Bunlar kurumlar vergisi
beyannamesinde;
geçmiş
yılların beyannamelerinde yer alan zararlar kurum
kazancından indirilebilir. Bu durumda geçmiş yıllara ait
beyannamelerde yer almayan bir zararı sonraki dönem
beyannamesinde mahsup etmemiz mümkün bulunmamaktadır. Bir hesap
döneminde oluşan mali zararın, sonraki 5 hesap döneminde
oluşacak mali kârlardan mahsup edilememesi durumunda kalan
tutarın mahsup imkanı yoktur.
3. Enflasyon
Düzeltmesi Yapılan Geçmiş Yıl Zararları Nasıl Dikkate
Alınacaktır?
Kurumlar
Vergisi mükelleflerinin 1.1.2005 tarihinden sonra verdikleri
veya verecekleri kurumlar vergisi ve geçici vergi
beyannamelerinde mahsup edecekleri geçmiş yıl zararlarından 2003
ve önceki dönemlerine ait olanlarını düzeltilmiş değerleri ile
değil, kayıtlı değerleriyle dikkate almaları gerekmektedir.
Dolayısıyla 2003 yılındaki enflasyon düzeltmesi ile, 2003 ve
önceki yılların mali zararlarında meydana gelen olumlu veya
olumsuz farklar dikkate alınmamaktadır.
2004 ve
sonraki yıllara ait geçmiş yıl zararları ise; enflasyon
düzeltmesine tabi tutulmuş değerleriyle dikkate alınacaktır.
İlgili yıllar için enflasyon düzeltmesi yapılması zorunlu
tutulmamış ise kayıtlı değeri mali zarar olarak
değerlendirilecektir.
4. Vergi
Barışından Yararlanılması Halinde Geçmiş Yıl Zararları Ne
Olacaktır?
4811 Sayılı
Vergi Barışı Kanunu’nda belirtildiği üzere kurumlar vergisi
mükelleflerinin matrah artırımında bulundukları yıllara ait (en
son artırım 2001 yılı içindir) mali zararların % 50'si, 2002 ve
izleyen yıllar kârlarından mahsup edilememektedir.
2006 yılı
kurumlar vergisi beyannamesinde mahsup edilecek en eski zarar
2001 olduğuna göre, matrah artırımında bulunulmuş olmak kaydıyla
2001 yılı mali zararının % 50’si kazançtan mahsup
edilebilecektir.
5. Devir ve
Tam bölünme Halinde Zarar Mahsubu:
Kurumlar,
kendi ticari faaliyetleri yanında bazen başka ticari kurumların
devir alınması ile bu firmaların varlıklarına sahip
olabilmektedirler. Yine tam bölünme gerçekleşmesi ile ortaya
çıkan yeni kurumlar bölünen kurumun varlıklarına sahip
olmaktadırlar. Bu gibi durumlarda varlıklarını devralan
kurumlar, devralınan veya bölünen kurumların zararlarını belli
şartlarla kazançlarından mahsup imkanına sahiptir. Bunlar;
-
Devir
halinde devralınan kurumların devir tarihi itibarıyla
öz sermaye tutarını geçmeyen zararları ile;
-
Tam
bölünme işlemi sonucu bölünen kurumun öz sermaye
tutarını geçmeyen zararlarını kazançlarından
indirebileceklerdir.
Burada
bahsedilen öz sermaye; kurumun VUK uyarınca
devir veya bölünme tarihi itibarıyla tespit edilmiş olan öz
sermayesidir. VUK’nda öz sermaye; “aktif
toplamı ile borçlar arasındaki fark” olarak
tanımlanmıştır.
Devralınan
veya bölünen kurumun öz sermaye tutarının sıfır veya negatif
olması halinde bu kurumların zararlarının mahsubu mümkün
değildir.
Devir ve
bölünme halinde zarar mahsubunun yapılabilmesi için;
-
Devralınan veya bölünen kurumların son 5 yıla ilişkin
kurumlar vergisi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş
olması,
-
Devir
veya bölünme neticesinde zarar mahsubu yapacak
kurumun, aynı faaliyete devir veya bölünmenin meydana
geldiği hesap döneminden itibaren en az 5 yıl süreyle devam
etmesi
gerekmektedir.
Şartların
ihlali halinde zarar mahsubu olanağı ortadan kalkacağından,
gerekli düzeltme işlemi yapılacak; yersiz zarar mahsubu
nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler için vergi
ziyaı doğmuş sayılacaktır.
Devralınan
zararlar, devir tarihinden itibaren değil, devreden veya
bölünen kurumda doğduğu dönemden itibaren beş yıllık süre
içinde mahsup edilebilecektir.
Devir ve
bölünme halinde mahsup edilebilecek zararlar, hangi hesap
dönemine ait olduğu devralan kurumların beyannameleri ekinde
ayrıca bildirilmek şartıyla, mükelleflerce serbestçe
belirlenebilecektir.
6. Yurt Dışı
Zararlar Mahsup Edilebilir mi?
Kurumların
yurt dışı faaliyetlerinden zarar doğması halinde, belli koşullar
dahilinde yurt dışı zararların kurum kazancından indirilebilmesi
mümkündür. Ancak, kazançları Türkiye’de kurumlar vergisinden
istisna edilen faaliyetlere ilişkin yurt dışı zararların mahsup
imkanı yoktur.
Örneğin,
yurt dışı inşaat ve onarım işlerinden elde edilen kazançlar
Türkiye’de kurumlar vergisinden istisna edilmiş olduğundan, bu
faaliyetlerden zarar doğması halinde, bu zararlar diğer
faaliyetlerden elde edilen kazançlardan indirim konusu
yapılamaz.
Türkiye’de
indirim konusu yapılan yurt dışı zararların ilgili ülkede
mahsup edilmesi veya gider yazılması halinde, Türkiye’de
beyannameye dahil edilecek yurt dışı kazanç, mahsup ya da gider
yazılmadan önceki tutar olacaktır.
7. Yurt Dışı
Zararların Mahsup Şartları Nedir?
Kurumların
yurt dışı faaliyetlerinden doğan zararlarını, Türkiye’de beyan
ettikleri kazançlardan indirebilmeleri için faaliyette
bulundukları ülkenin vergi kanunlarına göre beyan ettikleri
vergi matrahlarını (zarar dahil), her yıl o ülke mevzuatına göre
denetim yetkisini haiz kuruluşlara incelettirip rapora
bağlatmaları ve bu raporun aslı ile birlikte tercüme
edilmiş bir örneğini Türkiye’deki ilgili vergi dairesine
vermeleri şarttır. Ayrıca, söz konusu denetim
kuruluşlarınca hazırlanan rapor ekinde yer alacak vergi
beyanları ile bilanço ve gelir tablosunun, yabancı ülkedeki
yetkili makamlara onaylatılması zorunludur.
Faaliyette
bulunulan yabancı ülkede denetim yetkisini haiz bir
denetim kuruluşunun olmaması halinde, her yıla ait vergi
beyannamesi ve eki bilanço ile gelir tablosunun, yabancı ülkenin
yetkili makamlarından alınacak veya onaylatılacak birer
örneğinin, mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları, yoksa
orada Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı mahiyetteki
temsilcilerine onaylatılarak, aslının ve tercüme edilmiş bir
örneğinin ilgili vergi dairesine verilmesi gereklidir.
Mükelleflerin yurt dışı zararlarını mahsup edebilmeleri için
maddede belirtilen esaslara göre hazırlanmış son beş yıla
ilişkin raporlarını ilgili vergi dairesine ibraz etmiş olmaları
gerekmektedir.
Ancak,
mükelleflerin söz konusu raporları ilgili vergi dairesine ibraz
etmemiş olmaları halinde ise bu dönemlere ilişkin raporların
zararın mahsup edileceği ilgili dönemde ibraz edilmesi de
yeterli olacaktır.