|
Bilindiği üzere işletmelerin esas faaliyet konuları dışındaki
işlemleri dolayısıyla ortaklarına işletmenin kaynaklarından belli
bir parayı kullandırdıklarına sıkça rastlanılmaktadır. Bu gibi
durumlarda kullandırılan paralar için adat yöntemiyle faiz
hesaplanıp, KDV’li fatura düzenlenmesi ve hesaplanan faiz tutarının
gelir olarak sonuç hesaplarına aktarılması genel kabul görmüş
uygulama biçimidir.
Son
yıllarda ulusal paramız yabancı paralar karşısında değer
kazanmaktadır. Diğer bir ifadeyle kurlar düşük seviyelerde
seyretmektedir. Bu durumda ortaklara yabancı para cinsinden
kullandırılan paralar nedeniyle işletme aleyhine kur farkları
oluşmaktadır. Ortaklara verilen yabancı para cinsinden borçlar
nedeniyle bilanço gününde yapılan değerleme sonucu ortaya çıkan
aleyhte kur farklarının mali kara ulaşırken gider olarak kabul
edilip edilmeyeceği tartışılması gereken önemli bir konudur.
5520
Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 6’ncı maddesi safi kurum
kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun (GVK) ticari kazanç
hakkındaki hükümlerinin uygulanacağını hükme bağlamıştır. Bilindiği
üzere bilanço esasında ticari kazanca, işletmenin dönem sonu öz
sermayesi ile dönem başı öz sermayesi arasındaki olumlu farka;
işletme sahibi veya sahiplerince işletmeden çekilen değerlerin
ilave, işletmeye ilave edilen değerlerin ise indirilmesi sonucunda
ulaşılır. Ticari kazancın bu şekilde tespiti sırasında Vergi Usul
Kanunu’nun (VUK) değerlemeye ilişkin hükümleri ile GVK’nın 40 ve
41’inci maddeleri hükümleri dikkate alınır.(GVK Mad.38) Safi kurum
kazancına ulaşabilmek içinde KVK da yer alan indirim ve ilave
hükümleri ayrıca göz önünde bulundurulur.
Ticari
kazancın tespitinde indirim olarak kabul edilen giderler GVK’nın
40’ıncı maddesinde ismen sayılmıştır. Ancak kazancın belirlenmesinde
gayrisafi hasılattan indirilmesi kabul edilen; ticari kazancın elde
edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin
neler olduğu vergi kanunlarında belirtilmemiştir. Genel olarak
yürütülen faaliyetin maddi yapısıyla ilgili olmayan, her ne şekilde
olur ise olsun, bir ticari organizasyonun mevcudiyeti halinde
yapılması gerekli olan giderler genel giderlerdir.
-
Uygulamada:
-
Aydınlatma ve ısıtma,
-
Kırtasiye ve muhasebe,
-
Temsil ve ağırlama,
-
Reklam,
-
Üretim üniteleri dışında çalışan personel ücretleri,
-
Mesleki teşekküllere ödenen aidat ve benzeri giderler ile,
-
Genel nitelikteki finansman giderlerinin, genel giderler arasına
girdiği kabul edilir.
Esas
olan dönem içerisinde yapılan genel giderlerle ticari kazancın elde
edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili illiyet bağının
kurulabilmesidir. Diğer yandan yapılan gider gayri maddi hak alımına
ilişkin olmamalıdır.
İşte
bu noktada, esas faaliyet konuları dışındaki işlemleri dolayısıyla
ortaklara verilen yabancı para cinsinden borçlar nedeniyle; ortaya
çıkan aleyhte kur farklarının ticari kazancın elde edilmesi ve idame
ettirilmesi ile ilgili illiyet bağını kurmak pek mümkün
görünmemektedir.
Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin
muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Bu durum yemin haricinde her
türlü delil ile ispatlanabilir. (VUK-3) Ortak ya da ortakların
işletmeden aldığı borç paraları işletmenin esas faaliyeti
çerçevesinde kullandıkları hukuki geçerliliği olan delillerle ispat
edilebilir ise; sırf muhasebe kayıtlarının 13 ya da 23 grubundan bir
hesaba yapılmış olması olayın gerçek mahiyetini değiştirmez. Bu
sadece bir usul hatası olur. Bu gibi durumlarda kur farkları gider
olarak kabul edilebileceği gibi adat yöntemiyle faiz hesaplanmasına
da gerek olmaz.
Ancak
işletmelerin esas faaliyet konuları dışındaki işlemleri dolayısıyla
ortaklarına, işletmenin kaynaklarından kullandırdıkları paralar için
durum farklılık arz eder. Çünkü işletme sahibine ya da ortaklara
aktarılan bu paralar, başka bir işin finansmanında kullanılabileceği
gibi işletme sahibinin ya da ortakların şahsi servetlerine katılan
lüks otomobilin veya havuzlu bir villanın finansmanında da
kullanılmış olabilir. Kaldı ki şahsi mameleke dahil olacak
varlıkların lüks olup olmaması da olayın mahiyetini değiştirmez.
Gerek vergi kanunları gerekse muhasebe sistemi işletme sahibi ile
işletmenin varlıklarını kesin çizgiler ile ayırmıştır. Gider kabul
edilmeyen ödemeleri hükme bağlayan GVK’nın 41’inci maddesinin ilk 5
bendi işletme sahibi ile işletmenin ayrı ayrı kişilikler
olduklarının altını çizmektedir.
Görünen
o ki işletmelerin esas faaliyet konuları dışındaki işlemleri
dolayısıyla ortaklarına işletmenin kaynaklarından yabancı para
cinsinden verdikleri borçlar nedeniyle oluşan aleyhte kur
farklarının mali kara ulaşırken kanunen kabul edilmeyen gider olarak
dikkate almaları kendi yararlarına olacaktır. Bu paralara adat
yöntemiyle yürütecekleri faiz oranını belirlerken transfer
fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına ilişkin mevzuat da
göz önünde bulundurulmalıdır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
1-
Vergi Kanunları
2- GVK
Yorum ve Açıklamaları Y.Özbalcı
3- Denetim
İlke ve Esasları 1.Cilt (HUK Derneği)
4-
2007 HUK Beyanname Düzenleme Kılavuzu 2007
|