Döviz Kurları - Kur Arşivi

Alış Satış
Dolar 4.0332 4.0405
Euro 4.9670 4.9760
Sterlin 5.6613 5.6908
Güncelleme Tarihi: 20.04.2018 - 15:30
Kullanacağınız kur bir gün önce belirlenen kur olmalıdır

E-Bülten

Duyuru ve gelişmelerimizden haberdar olmak için e-bülten listemize üye olabilirsiniz.

Danıştay Kararında Limited Şirketin Vergi Borcu İçin Kanuni Temsilci Durumunda Bulunan Limited Şirket Müdürü Hakkında Takibat yapılmadan Önce, Zamanaşımı Süresi İçerisinde Borcun Asıl Borçlu Tüzel Kişiden Tahsil Olanağı Kalmadığının İdarece Tespit Edilmiş Olmasının Şart Olduğuna Hükmedilmiştir

Bülent Çakar - YMM

Yayımlanma Tarihi   :  07.04.2010

 

MÜKELLEF İÇİN KISA NOTLAR

Danıştay Kararında Limited Şirketin Vergi Borcu İçin Kanuni Temsilci Durumunda Bulunan Limited Şirket Müdürü Hakkında Takibat yapılmadan Önce, Zamanaşımı Süresi İçerisinde Borcun Asıl Borçlu Tüzel Kişiden Tahsil Olanağı Kalmadığının İdarece Tespit Edilmiş Olmasının Şart Olduğuna Hükmedilmiştir:

Yargıya intikal eden olayda, bir limited şirketin ödenmeyen 1996 yılı kurumlar vergisi üçüncü taksidi 16.5.1998 tarihinde şirkete tebliğ edilen ödeme emriyle istenilmiş, ve bu suretle tahsil zamanaşımı 1.1.1999 tarihinden itibaren başlamıştır. 31.12.2003 tarihinde dolacak tahsil zamanaşımı içerisinde, 16.12.2003 tarihinde, şirketin ilgili dönemde kanuni temsilcisi olan şahsın taşınmazına haciz uygulanmıştır. 14.9.2004 tarihinde kanuni temsilci adına ödeme emri düzenlenerek 29.11.2004 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Danıştay Üçüncü Dairesi 2006/3902 esas ve 2009/51 sayılı kararında, ödeme emrinin şirkete tebliği ile zamanaşımının 1.1.1999 tarihinden itibaren işlemeye başladığı, bu ödeme emrinden başka borçlu limited şirket hakkında zamanaşımını kesecek herhangi bir işlem yapılmaması nedeniyle zamanaşımının 31.12.2003 tarihinde dolduğunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 102’nci maddesinde; amme alacağının vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağını, 103’üncü maddesinde de; zamanaşımını kesen nedenlerin; ödeme, haciz, cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat, ödeme emri tebliği, mal bildirimi, haciz tatbiki gibi nedenler olduğunu, kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımının yeniden işlemeye başlayacağını belirtmiştir.
Danıştay kararında, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10’uncu maddesinin 2’nci fıkrası hükmü uyarınca, tüzel kişilerin vadesinde ödenmeyen vergi borçlarından kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için, zamanaşımına uğramadığının ve tüzel kişiden tahsil olanağı kalmadığının idarece tespiti gerektiğini belirtmiştir.
Danıştay, asıl borçlu şirket hakkında zamanaşımını kesecek nitelikte herhangi bir işlem yapılmaması nedeniyle 31.12.2003 tarihinde zamanaşımına uğradığı anlaşılan vergi borcunun 29.12.2004 tarihli ödeme emriyle kanuni temsilci sıfatıyla şirket müdüründen istenilmesini mümkün bulmamaktadır. Kanuni temsilcinin araçlarına ve evine uygulanan haczin davalı idarece zamanaşımını kestiği öne sürülmekte ancak, bu durum asıl borçlu adına yapılan bir işlem olmaması nedeniyle, beş yıl içinde tahsil edilemeyen vergi borcunun zamanaşımına uğradığı açık olduğundan kanuni temsilciden aranmasında hukuka uygunluk görülmemiştir.
Karardan da anlaşılacağı üzere; Danıştay kanuni temsilciler hakkında takibat yapılmadan önce, zamanaşımı süresi içerisinde asıl borçlu tüzel kişiden tahsil olanağı kalmadığının İdarece tespit edilmiş olmasının şart olduğuna hükmetmiştir.

Danıştay’ın 5 nolu KDV Sirküleri ile 106 nolu KDV Genel Tebliğinin “İnşaat Ruhsatının Münhasıran Konut Yapı Kooperatifi Adına Düzenlenmiş Olması” ve “İnşaatın Yapıldığı Arsanın Tapu Sicilinde İnşaat Taahhüt Hizmetini Alan Kooperatif Tüzel Kişiliği Adına Tescil Edilmiş Olması” Şartlarını İptal Etmesinden Sonra, Konut Yapı Kooperatiflerine Verilen İnşaat Taahhüt İşlerinin İstisna veya İndirimli Orandan Yararlanabilmesi İçin Kooperatifin Konut Yapı Kooperatifi Olması, İşin Konut Yapı Kooperatifine Yapılması, Yapılan İşin İnşaat İşi Olması ve Taahhüde Dayanması Koşulları Yeterli Olacakmıdır:

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun, geçici 15. maddesi ile 29.07.1998 tarihinden önce inşaat ruhsatı alınmış inşaatlara ilişkin olarak, konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işleri katma değer vergisinden istisna tutulmuştur. Bu tarihten sonra ruhsat alınmış işlere ilişkin katma değer vergisi oranı, 1 Ocak 1998 tarihinden geçerli olmak üzere %1 olarak tespit edilmiştir.
49 ve 66 Seri No.lu KDV Genel Tebliğlerinde, konut yapı kooperatiflerine verilen inşaat taahhüt işlerinin istisna veya indirimli orandan yararlanabilmesi için;
– Kooperatifin konut yapı kooperatifi olması,
– İşin konut yapı kooperatifine yapılması,
– Yapılan işin inşaat işi olması ve taahhüde dayanması gerektiği belirtilmiştir.
21.11.2003 tarihli 2003/5 sayılı KDV Sirküleri ile 29.07.1998 tarihinden önce inşaat ruhsatı alınmış inşaatlara ilişkin olarak konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinin katma değer vergisinden istisna olabilmesi için 49 ve 66 Seri No.lu KDV Genel Tebliğlerinde yapılan açıklamalara ek olarak “inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmiş olması” şartı da aranmıştır.
Danıştay 2006 yılında vermiş olduğu Kararla, 21.11.2003 tarih ve 2003/5 sayılı KDV Sirküleri ile getirilen “inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmiş” olması şartını iptal etmiştir.
Danıştay’ın vermiş olduğu iptal kararının ardından çıkartılan 106 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde konuyla ilgili; “…..Bu Tebliğ’in yayımlandığı tarihten itibaren sözleşmesi imzalanacak inşaat taahhüt işlerinde istisna veya indirimli oranda KDV uygulamasından yararlanılabilmesi için, yukarıda belirtilen düzenlemelerde aranılan şartların yanı sıra, inşaatın yapıldığı arsanın tapu sicilinde inşaat taahhüt hizmetini alan kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olması da gerekmektedir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
106 nolu KDV Tebliğinin iptali için açılan davada Danıştay yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Danıştay Kararı’nda; Tebliğ ile inşaatın yapıldığı arsanın tapu sicilinde inşaat taahhüt hizmetini alan kooperatif tüzel kişiliği adına tescil olmasının da gerektiği şeklindeki düzenleme ile açıklama özelliği aşılarak, söz konusu düzenlemelerde öngörülmeyen ve vergilerin kanuniliği ilkesine aykırı bir şekilde, istisna veya indirimli orandan yararlanma hakkını kısıtlar nitelikte yeni bir şart ve yaptırım getirilmiş bulunmaktadır.” Denilmiştir.
Mahkeme kararında, anılan avantajın mücerret olarak kötüye kullanımının engellenmesi amacıyla, nakit yerine daire karşılığında arsa satın alarak konut yaptıran iyi niyetli kooperatifleri de kapsayacak şekilde sınırlayıcı şartlar getirilmesini hukuka uygun bulmamıştır.

Konut Yapı Kooperatiflerinin Taşınmaz Satışı KDV’den İstisna mıdır Değil midir?

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi ile tüketim ve taşımacılık kooperatifleri dışında kalan kooperatifler belirli şartlarla kurumlar vergisinden muaftır.
Bilindiği üzere, kurumların aktifinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler KDV’den istisnadır. Ancak gayrimenkul ticareti yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz teslimleri istisna kapsamında değildir.
Bu hüküm konut yapı kooperatiflerinin istisnadan faydalanıp faydalanamayacağı hususunda tereddütlere yol açmaktadır. Gelir İdaresi verdiği özelgelerde bu konuda farklı görüşler belirtmiştir. (Mümin TÜYSÜZOĞLU-Gürman MANCOĞLU Yaklaşım Mayıs 2009)
Konut yapı kooperatiflerinin istisna hükmünden faydalanamayacağına ilişkin verilen özelgelerde, konut yapı kooperatiflerinin konut yapımına ilişkin faaliyetlerinin bulunması ve ortaklara veya üçüncü şahıslara taşınmaz satışları, taşınmazlara ilişkin ticari faaliyet olarak kabul edilmiştir.
Kanun’da, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimleri istisna kapsamı dışında bırakılmıştır. Ticari amaç dışındaki nedenlerle alınmış olan taşınmazların satışının, istisnaya tabi olması gerekir. Örneğin gayrimenkul ticareti yapan kurumun büro olarak kullanmak üzere aldığı gayrimenkulü iki yıl sonra satması halinde KDV’den istisna olacaktır.
Öte yandan Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan benzer istisna hükmünün kooperatifler açısından uygulanmasına ilişkin olarak yapılan açıklamalarda, kooperatiflerin amaçlarını gerçekleştirdikten sonra kalan fazla arsa veya konutu elden çıkarmaları halinde de doğan kazancın istisnaya tabi olacağı belirtilmiştir.
Ancak konut yapı kooperatiflerinin gayrimenkul satışlarında söz konusu istisnayı uygularken bu konuda İdarenin görüşünün net olmadığını dikkate almalıdırlar.

Alınan Faturanın VUK da Öngörülen Zorunlu Bilgileri Taşımaması Halinde Özel Usulsüzlük Cezası Kesilebileceği Gibi Ödenen KDV’nin de İndirilememesi Söz Konusudur:

VUK’un 227. maddesinde “Bu Kanun’a göre kullanılan veya bu Kanun’un Maliye Bakanlığı’na verdiği yetkiye dayanılarak, kullanma mecburiyeti getirilen belgelerin, öngörülen zorunlu bilgileri taşımaması halinde bu belgeler vergi kanunları yönünden hiç düzenlenmemiş sayılır.” Hükmü yer almaktadır. r.
VUK’un 231. maddesinin 5 numaralı bendine göre; “Malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi (7) gün içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.”
206 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği’ne göre; “En az üç nüsha düzenlenmeyen sevk irsaliyeleri hiç düzenlenmemiş sayılır.”
Vergi İdaresine göre, taşıması zorunlu bilgileri taşımaması nedeniyle hiç düzenlenmemiş sayılan belgeler hakkında VUK’un 353. maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerekmektedir.
Öte yandan KDV mevzuatımızda KDV indiriminin dayanağını ise VUK’da düzenlenen fatura ve benzeri belgeler oluşturmaktadır. İdareye göre bir fatura ve benzeri belgenin KDV indirimine konu edilebilmesi için fatura ve benzeri belgenin VUK’da yer alan şekilde düzenlenmiş olması gerekir. Taşıması zorunlu bilgileri taşımayarak VUK’a göre hiç düzenlenmemiş sayılan fatura ve benzeri belge KDVK açısından da KDV indirimine dayanak olarak kullanılamaz.
Konuya ilişkin mükellef aleyhine bazı yargı kararları da mevcuttur.

İş Seyahatlerinde Yeme, İçme vb Harcamaların Perakende Satış Fişi İle Belgelendirilemeyeceği Mutlaka Fatura Alınması Gerektiği:

Vergi İdaresi, personelin iş seyahatlerinde yaptıkları yeme içme gibi harcamalarının gider olarak dikkate alınabilmesi için bedel ne olursa olsun fatura ile belgelendirilmesi gerektiği ve bu harcamalar için alınan perakende satış fişlerinin gider belgesi olarak kabul edilmeyeceği görüşündedir.
Konu ile ilgili olarak verilen bir Özelge’de, “Firmanın pazarlama ve satış departmanlarında çalışan elemanlarının şehir içi ve dışındaki seyahatlerinde yeme içme gibi harcamalarının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için fatura ile tevsiki zorunludur.” şeklinde idari görüş bildirilmiştir. (Durmuş Yener ÖZEL Yaklaşım Mayıs 2009)
Gelir İdaresine göre, fatura ile belgelendirilmesi zorunlu bulunan mal ve hizmet alımlarının perakende satış fişi veya yazar kasa fişi ile belgelendirilmesi halinde, bu belgeler gider belgesi olarak kabul edilmeyecek ve yapılan mal ve hizmet alımlarına ilişkin giderler, iş ve işletme ile ilgili olsa dahi ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınamayacak ve bu belgelerde gösterilen KDV’ler indirim konusu yapılamayacaktır.