Döviz Kurları - Kur Arşivi

Alış Satış
Dolar 4.0332 4.0405
Euro 4.9670 4.9760
Sterlin 5.6613 5.6908
Güncelleme Tarihi: 20.04.2018 - 15:30
Kullanacağınız kur bir gün önce belirlenen kur olmalıdır

E-Bülten

Duyuru ve gelişmelerimizden haberdar olmak için e-bülten listemize üye olabilirsiniz.

Örtülü Sermaye

Bülent Çakar - YMM

Yayımlanma Tarihi   :  21.05.2008

 

Bülent ÇAKAR 

Yeminli Mali Müşavir

Batı Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş. – Kurucu Ortak

Örtülü Sermaye

Esas itibariyle sermaye üzerinden faiz ödenmez prensibine dayanan ve eski Kurumlar Vergisi Kanunumuzda da yer alan �örtülü sermaye� hükmü 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunumuzun 12�nci maddesiyle yeniden düzenlenmiştir.

Örtülü sermaye, şirketlerin ortak veya ortakla ilişkili kişilerden yaptığı borçlanmaların yıl içinde herhangi bir tarihte öz sermayesinin üç katını aşması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Özsermayenin üç katını aşan kısım örtülü sermaye sayılmaktadır.

Ortak ve Ortakla İlişkili Kişi:

Ortak tanımına şirketin ortakları girdiği gibi, şirketin ortak olduğu kurumlar da girmektedir. Burada hisse oranının bir önemi yoktur. Ancak şirket İMKB�de işlem görüyorsa, ortak tanımına girebilmek için hisselerin en az % 10�una sahip olmak gerekir.

Ortakla ilişkili kişi ise;

Ortağın, doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında ortağı olduğu veya en az %10 oranında oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ya da

Doğrudan veya dolaylı olarak ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az %10�unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu ifade etmektedir.

Görüldüğü üzere, ortakla ilişkili sayılan kişi ve kurumlarda, en az %10 oranında sermaye, oy ya da kâr payı hakkına sahip olma şartı aranmaktadır. Transfer fiyatlandırması hükmünde tanımlanan ilişkili kişi kavramında ise % 10 şartı aranmamakta olup ilişkili kişi kavramı çok daha geniş tutulmuştur. Bu anlamda iki farklı müessesedeki ilişkili kişi tanımının kapsamı da farklıdır.

Borcun İşletmede Kullanılması Gereği:

Örtülü sermayeden söz edebilmek için borcu alan kurumun bu borcu işletme veya yatırım harcamalarında kullanması gerekmektedir. Bu borcun aynı şartlarla diğer başka bir kuruma aktarılması halinde, işletmede kullanılan bir borçtan söz etmek mümkün olmayacak ve bu borçlanma nedeniyle örtülü sermaye oluşmayacaktır.

Borcun Öz Sermayenin Üç Katını Aşması:

Ortakların işletmeye kullandırdığı borçların kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, diğer şartların da gerçekleşmesi halinde örtülü sermaye olarak değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırma sırasında; ortak veya ortakla ilişkili kişi olmakla birlikte ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar %50 oranında dikkate alınacaktır.

Örtülü Sermaye Sayılmayacak Borçlanmalar:

Şirketin ortaklarından veya ortaklarıyla ilişkili kişilerden sağladığı gayrinakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yaptığı borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz.

Şirketin iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarıyla ilişkili kişilerin banka veya finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla, yani kredi sözleşmesinin içerdiği vade, faiz oranı ve benzeri kullandırılma şartlarında herhangi bir değişiklik yapılmadan kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar, örtülü sermaye kapsamı dışında tutulmuştur. Buna göre, kredibilitesi olan grup şirketinin, anılan kaynaklardan temin edip ihtiyacı olan diğer grup şirketlerine aynı şartlarla kısmen veya tamamen aktardığı krediler örtülü sermaye tutarının tespitinde borç olarak dikkate alınmayacaktır. Dolayısıyla, grup şirketinin finans kuruluşlarından temin etmiş olduğu krediyi, aynı faiz ve vade ile birden fazla şirkete paylaştırması durumunda örtülü sermayeden söz edilemeyecektir. Burada dikkat edilecek ve en çok atlanan husus, kullanılan kredinin vadesinde krediyi bankadan direkt olarak kullanan grup şirketine ödenmemesi halinde, devir kredi özelliğinin kaybolacağı ve yapılan borçlanmanın örtülü sermaye sayılacağı ve ödenen faiz ve kur farklarının gider kaydedilemeyeceğidir.

5411 sayılı Bankacılık Kanununa göre faaliyette bulunan bankalar tarafından yapılan borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz.

Finansal kiralama şirketleri, finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bu faaliyetleriyle ilgili olarak ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan bankalardan yaptıkları borçlanmalar, örtülü sermaye sayılmaz.

Örtülü Sermaye Sayılan Borçlanmalara İlişkin Faiz ve Kur Farklarının Durumu:

Borcu Alan Şirket Bakımından:

Borçlanmayı yapan kurumlar vergisi mükellefi şirket, bu borcun örtülü sermaye kısmına isabet eden faiz ve kur farkı giderlerini kurum kazancından indiremeyecektir. Dolayısıyla bu giderler üzerinden kurumlar vergisi ödenecektir.

Borcu alan şirkette YTL�nin değer kazanması sonucu oluşacak kur farkı gelirleri de söz konusu borcun örtülü yoldan konulan bir sermaye olarak kabul edilmesinin bir sonucu olarak, gelir olarak dikkate alınmayacaktır.

Kur farkı gider ve gelirleri konusundaki bizim görüşümüz ise şöyledir: Kur farkları ancak kullanılan borcun geri ödenmesinde veya geçici olarak dönem sonlarında yapılan kur değerlemelerinde ortaya çıkacağı için geri ödenen tutar artık örtülü sermaye niteliğinden çıkmış ve gerçek bir borç niteliğini almıştır. (eğer döviz cinsinden faiz tutarı da ödenmeyip ana paraya ekleniyor ve üzerinden tekrar faiz hesaplanıyor ise ana paraya eklenen döviz cinsinden faiz tutarlarının da örtülü sermaye olarak değerlendirilmesi gerekir.) Çünkü mevzuatımızda sermayenin (kur farkı kadar artan veya azalan tutarda) geri ödenmesi istisnai durumlar dışında söz konusu olmamaktadır. Geri ödenen ve kur değerlemesi nedeniyle YTL cinsinden ana para tutarında artma veya azalma meydana gelen borç, örtülü sermaye niteliğinde sayılsa dahi, ana parada meydana gelen artma veya azalmalar borcu alan ve veren açısından gerçek anlamda bir gelir veya giderdir. Çünkü kur farkları, faiz gibi iradi bir eylem olmayıp, şirketlerin iradesi dışında meydana gelmekte ve ana para tutarında artma veya azalmaya yol açmaktadır. Bu nedenle kanuni düzenlemede kur farklarının faizlerle aynı kapsamda değerlendirilmesini yanlış buluyoruz.

Borcu Veren Bakımından:

Borcu Veren Kurumlar Vergisi Mükellefi Bir Şirket İse:

Borcu verenin aldığı faiz (örtülü sermaye tutarına isabet eden tutarının), borç alan kurum tarafından KKEG yazılması, dolayısıyla üzerinden vergi tahakkuk ettirilip ödenmiş olması şartıyla, borç veren şirkette kâr payı geliri olarak dikkate alınacak ve iştirak kazancı istisnası olarak vergiden istisna edilecektir. Kur farkı gelirlerinden örtülü sermayeye isabet eden tutar ise gelir olarak dikkate alınmayacak ve kazançtan indirilecektir. Kanun düzenlemesinde borç alanın ödediği faizlerin KKEG yazılmak suretiyle üzerinden vergi ödenmesi gerektiği için, zarar beyan eden kurumlara borç veren (örtülü sermaye niteliğinde) şirketler, aldıkları faizleri gelir yazıp üzerinden vergi ödeyeceklerdir. Bu durumda borç alan şirketin kar beyan ettiği sonraki dönemlerde borç veren şirket nezdinde gerekli düzeltmeler yapılacak önceki dönemlerde vergiye tabi tutulan faiz geliri kazançtan indirilecektir. YTL�nin değer kazanması sonucu örtülü olarak konulmuş sermayeye isabet eden bir kur farkı giderinin mevcut bulunması halinde de bu gider vergiye tabi kazancın tespitinde dikkate alınmayacaktır.

Kur farkı gider ve geliri konusundaki şahsi düşüncelerimizi bir önceki bölümde belirttiğimiz için burada tekrar edilmeyecektir.

Borcu Veren Gerçek Kişi, Vergiye Tabi olmayan veya Vergiden Muaf Kişi veya Dar Mükellef Kurum İse:

Borç para verenin dar mükellef kurum, gerçek kişi veya vergiden muaf herhangi bir kişi olması durumunda, (ilişkili kişi olması şartıyla) örtülü sermaye üzerinden ödenen faizler borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı olarak kabul edilecektir. Bu şekilde dağıtılmış kâr payı, net kâr payı tutarı olarak dikkate alınacak ve brüte tamamlanarak belirlenen oranlarda vergi kesintisine tabi tutulacaktır. Örtülü sermayeye isabet eden kur farkı giderlerinin kâr payı olarak kabul edilmesi ve dolayısıyla vergi kesintisine tabi tutulması söz konusu değildir. (Bu durumda kur farkları borcu alan şirket tarafından gider yazılabilecek anlamı çıkmaktadır ki, bu da kanun hükmüne aykırıdır. O halde örtülü sermaye üzerinden ödenen kur farkları nedir: iradi olmayan nedenlere bağlı olarak oluşan gerçek anlamda bir gider midir yoksa kar payı mıdır? Eğer kar payı değilse bir giderdir ve bu gideri KKEG olarak değerlendirmenin herhangi bir gerekçesi bulunmamaktadır.)

Görüldüğü üzere kur farkları bizim daha önceki bölümde belirttiğimiz şahsi düşüncelerimize paralel olarak gerçek kişiler için kar payı sayılmamıştır. (Gerekçesinin değişik olduğu söylenebilir, ancak bu savunma yukarda belirttiğimiz çelişkiyi ve kur farkları konusundaki düşüncemizi değiştirmeyecektir)

Yukarda sayılan kişilerden borç alan şirket borcun örtülü sermayeye isabet eden tutarına ilişkin faizi giderleştirmemesi ve tahakkuk eden bu faiz tutarını ödememesi halinde, tahakkuk eden ancak ödenmemiş olan bu tutarların henüz dağıtılmış bir kâr payı olarak değerlendirilmesi mümkün olamayacağından, (çünkü gerçek kişilerde kar payları veya geniş anlamda menkul sermaye iradının elde edilmesi tahsilat esasına tabidir.) kâr payı stopajına tabi tutulması da söz konusu olmayacaktır. Anılan faiz tutarlarının ödenmesi halinde ise kâr payının dağıtıldığı kabul edilecektir.

Sonuç:

Örtülü sermaye özellikle grup şirketleri ve ortaktan borç kullanan şirketler tarafından dikkate alınması gereken bir müessese olup, grup şirketleri veya şirketle ortak arasında meydana gelen fon transferlerinin bazen tek taraflı olarak vergiye tabi tutulması sonucunu doğurabilmektedir.

Örtülü Sermaye

Esas itibariyle sermaye üzerinden faiz ödenmez prensibine dayanan ve eski Kurumlar Vergisi Kanunumuzda da yer alan �örtülü sermaye� hükmü 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunumuzun 12�nci maddesiyle yeniden düzenlenmiştir.

Örtülü sermaye, şirketlerin ortak veya ortakla ilişkili kişilerden yaptığı borçlanmaların yıl içinde herhangi bir tarihte öz sermayesinin üç katını aşması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Özsermayenin üç katını aşan kısım örtülü sermaye sayılmaktadır.

Ortak ve Ortakla İlişkili Kişi:

Ortak tanımına şirketin ortakları girdiği gibi, şirketin ortak olduğu kurumlar da girmektedir. Burada hisse oranının bir önemi yoktur. Ancak şirket İMKB�de işlem görüyorsa, ortak tanımına girebilmek için hisselerin en az % 10�una sahip olmak gerekir.

Ortakla ilişkili kişi ise;

Ortağın, doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında ortağı olduğu veya en az %10 oranında oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ya da

Doğrudan veya dolaylı olarak ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az %10�unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu ifade etmektedir.

Görüldüğü üzere, ortakla ilişkili sayılan kişi ve kurumlarda, en az %10 oranında sermaye, oy ya da kâr payı hakkına sahip olma şartı aranmaktadır. Transfer fiyatlandırması hükmünde tanımlanan ilişkili kişi kavramında ise % 10 şartı aranmamakta olup ilişkili kişi kavramı çok daha geniş tutulmuştur. Bu anlamda iki farklı müessesedeki ilişkili kişi tanımının kapsamı da farklıdır.

Borcun İşletmede Kullanılması Gereği:

Örtülü sermayeden söz edebilmek için borcu alan kurumun bu borcu işletme veya yatırım harcamalarında kullanması gerekmektedir. Bu borcun aynı şartlarla diğer başka bir kuruma aktarılması halinde, işletmede kullanılan bir borçtan söz etmek mümkün olmayacak ve bu borçlanma nedeniyle örtülü sermaye oluşmayacaktır.

Borcun Öz Sermayenin Üç Katını Aşması:

Ortakların işletmeye kullandırdığı borçların kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, diğer şartların da gerçekleşmesi halinde örtülü sermaye olarak değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırma sırasında; ortak veya ortakla ilişkili kişi olmakla birlikte ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar %50 oranında dikkate alınacaktır.

Örtülü Sermaye Sayılmayacak Borçlanmalar:

Şirketin ortaklarından veya ortaklarıyla ilişkili kişilerden sağladığı gayrinakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yaptığı borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz.

Şirketin iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarıyla ilişkili kişilerin banka veya finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla, yani kredi sözleşmesinin içerdiği vade, faiz oranı ve benzeri kullandırılma şartlarında herhangi bir değişiklik yapılmadan kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar, örtülü sermaye kapsamı dışında tutulmuştur. Buna göre, kredibilitesi olan grup şirketinin, anılan kaynaklardan temin edip ihtiyacı olan diğer grup şirketlerine aynı şartlarla kısmen veya tamamen aktardığı krediler örtülü sermaye tutarının tespitinde borç olarak dikkate alınmayacaktır. Dolayısıyla, grup şirketinin finans kuruluşlarından temin etmiş olduğu krediyi, aynı faiz ve vade ile birden fazla şirkete paylaştırması durumunda örtülü sermayeden söz edilemeyecektir. Burada dikkat edilecek ve en çok atlanan husus, kullanılan kredinin vadesinde krediyi bankadan direkt olarak kullanan grup şirketine ödenmemesi halinde, devir kredi özelliğinin kaybolacağı ve yapılan borçlanmanın örtülü sermaye sayılacağı ve ödenen faiz ve kur farklarının gider kaydedilemeyeceğidir.

5411 sayılı Bankacılık Kanununa göre faaliyette bulunan bankalar tarafından yapılan borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz.

Finansal kiralama şirketleri, finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bu faaliyetleriyle ilgili olarak ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan bankalardan yaptıkları borçlanmalar, örtülü sermaye sayılmaz.

Örtülü Sermaye Sayılan Borçlanmalara İlişkin Faiz ve Kur Farklarının Durumu:

Borcu Alan Şirket Bakımından:

Borçlanmayı yapan kurumlar vergisi mükellefi şirket, bu borcun örtülü sermaye kısmına isabet eden faiz ve kur farkı giderlerini kurum kazancından indiremeyecektir. Dolayısıyla bu giderler üzerinden kurumlar vergisi ödenecektir.

Borcu alan şirkette YTL�nin değer kazanması sonucu oluşacak kur farkı gelirleri de söz konusu borcun örtülü yoldan konulan bir sermaye olarak kabul edilmesinin bir sonucu olarak, gelir olarak dikkate alınmayacaktır.

Kur farkı gider ve gelirleri konusundaki bizim görüşümüz ise şöyledir: Kur farkları ancak kullanılan borcun geri ödenmesinde veya geçici olarak dönem sonlarında yapılan kur değerlemelerinde ortaya çıkacağı için geri ödenen tutar artık örtülü sermaye niteliğinden çıkmış ve gerçek bir borç niteliğini almıştır. (eğer döviz cinsinden faiz tutarı da ödenmeyip ana paraya ekleniyor ve üzerinden tekrar faiz hesaplanıyor ise ana paraya eklenen döviz cinsinden faiz tutarlarının da örtülü sermaye olarak değerlendirilmesi gerekir.) Çünkü mevzuatımızda sermayenin (kur farkı kadar artan veya azalan tutarda) geri ödenmesi istisnai durumlar dışında söz konusu olmamaktadır. Geri ödenen ve kur değerlemesi nedeniyle YTL cinsinden ana para tutarında artma veya azalma meydana gelen borç, örtülü sermaye niteliğinde sayılsa dahi, ana parada meydana gelen artma veya azalmalar borcu alan ve veren açısından gerçek anlamda bir gelir veya giderdir. Çünkü kur farkları, faiz gibi iradi bir eylem olmayıp, şirketlerin iradesi dışında meydana gelmekte ve ana para tutarında artma veya azalmaya yol açmaktadır. Bu nedenle kanuni düzenlemede kur farklarının faizlerle aynı kapsamda değerlendirilmesini yanlış buluyoruz.

Borcu Veren Bakımından:

Borcu Veren Kurumlar Vergisi Mükellefi Bir Şirket İse:

Borcu verenin aldığı faiz (örtülü sermaye tutarına isabet eden tutarının), borç alan kurum tarafından KKEG yazılması, dolayısıyla üzerinden vergi tahakkuk ettirilip ödenmiş olması şartıyla, borç veren şirkette kâr payı geliri olarak dikkate alınacak ve iştirak kazancı istisnası olarak vergiden istisna edilecektir. Kur farkı gelirlerinden örtülü sermayeye isabet eden tutar ise gelir olarak dikkate alınmayacak ve kazançtan indirilecektir. Kanun düzenlemesinde borç alanın ödediği faizlerin KKEG yazılmak suretiyle üzerinden vergi ödenmesi gerektiği için, zarar beyan eden kurumlara borç veren (örtülü sermaye niteliğinde) şirketler, aldıkları faizleri gelir yazıp üzerinden vergi ödeyeceklerdir. Bu durumda borç alan şirketin kar beyan ettiği sonraki dönemlerde borç veren şirket nezdinde gerekli düzeltmeler yapılacak önceki dönemlerde vergiye tabi tutulan faiz geliri kazançtan indirilecektir. YTL�nin değer kazanması sonucu örtülü olarak konulmuş sermayeye isabet eden bir kur farkı giderinin mevcut bulunması halinde de bu gider vergiye tabi kazancın tespitinde dikkate alınmayacaktır.

Kur farkı gider ve geliri konusundaki şahsi düşüncelerimizi bir önceki bölümde belirttiğimiz için burada tekrar edilmeyecektir.

Borcu Veren Gerçek Kişi, Vergiye Tabi olmayan veya Vergiden Muaf Kişi veya Dar Mükellef Kurum İse:

Borç para verenin dar mükellef kurum, gerçek kişi veya vergiden muaf herhangi bir kişi olması durumunda, (ilişkili kişi olması şartıyla) örtülü sermaye üzerinden ödenen faizler borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı olarak kabul edilecektir. Bu şekilde dağıtılmış kâr payı, net kâr payı tutarı olarak dikkate alınacak ve brüte tamamlanarak belirlenen oranlarda vergi kesintisine tabi tutulacaktır. Örtülü sermayeye isabet eden kur farkı giderlerinin kâr payı olarak kabul edilmesi ve dolayısıyla vergi kesintisine tabi tutulması söz konusu değildir. (Bu durumda kur farkları borcu alan şirket tarafından gider yazılabilecek anlamı çıkmaktadır ki, bu da kanun hükmüne aykırıdır. O halde örtülü sermaye üzerinden ödenen kur farkları nedir: iradi olmayan nedenlere bağlı olarak oluşan gerçek anlamda bir gider midir yoksa kar payı mıdır? Eğer kar payı değilse bir giderdir ve bu gideri KKEG olarak değerlendirmenin herhangi bir gerekçesi bulunmamaktadır.)

Görüldüğü üzere kur farkları bizim daha önceki bölümde belirttiğimiz şahsi düşüncelerimize paralel olarak gerçek kişiler için kar payı sayılmamıştır. (Gerekçesinin değişik olduğu söylenebilir, ancak bu savunma yukarda belirttiğimiz çelişkiyi ve kur farkları konusundaki düşüncemizi değiştirmeyecektir)

Yukarda sayılan kişilerden borç alan şirket borcun örtülü sermayeye isabet eden tutarına ilişkin faizi giderleştirmemesi ve tahakkuk eden bu faiz tutarını ödememesi halinde, tahakkuk eden ancak ödenmemiş olan bu tutarların henüz dağıtılmış bir kâr payı olarak değerlendirilmesi mümkün olamayacağından, (çünkü gerçek kişilerde kar payları veya geniş anlamda menkul sermaye iradının elde edilmesi tahsilat esasına tabidir.) kâr payı stopajına tabi tutulması da söz konusu olmayacaktır. Anılan faiz tutarlarının ödenmesi halinde ise kâr payının dağıtıldığı kabul edilecektir.

Sonuç:

Örtülü sermaye özellikle grup şirketleri ve ortaktan borç kullanan şirketler tarafından dikkate alınması gereken bir müessese olup, grup şirketleri veya şirketle ortak arasında meydana gelen fon transferlerinin bazen tek taraflı olarak vergiye tabi tutulması sonucunu doğurabilmektedir.